9/11/2007 - tanrılar 4
Phoibos Apollon Önemli tanrılardan biri de Apollon’dur. Apollon, Zeus’la Leto’nun oğludur, Artemis’in ikiz kardeşidir. “Parlak Apollon” anlamında Phoibos Apollon diye bilinir. Delos’ta doğmuş olduğu için Delos’lu diye de anılır. Delos’tan Delphoi’ye gittiği, orada canavar Python’u öldürdüğü, bu günahtan arınmak için bir kaynakta yıkandığı anlatılır. Güzün Kuzey’e gider, Yunanistan’a ilkyaz gelince döner. Her şeyden önce ışık tanrısıdır. Onda karanlığa yer yoktur, bu yanıyla doğruluğu simgeler, yalan nedir bilmez. Okları güneşin ışıkları kadar iyileştiricidir ya da öldürücüdür. Apollon hekimliği insanlara öğretmiştir, ayrıca müzikçidir, lir’ini her çalışta tanrıları büyüler. Sürüleri korur, geleceği bildiriri, Delphoi’de kahinlerin geleceği görmesine yardım eder. O yüzden Delphoi yüzyıllarca bir kehanet merkezi olmuştur. Apollon insana bu kadar yakın da olsa onun giz dolu bir kişiliği vardır. Zaman zaman bu kaba ve acımasız bir tanrı olarak gösterilmiştir. ſiirin ve müziğin simgesi olan bir tanrının kaba ve acımasız olabilmesi elbette zor anlaşılır bir durumdur. Onda kabalıkla incelik, sertlikle yumuşaklık bir bütün oluşturur gibidir. Defne ağacı onun simgesidir. “Ay” Artemis’in yanında Apollon “Güneş”tir.
Kıvılcım Gözlü Athena
Athena Zeus’un kızıdır. Onun en sevgili çocuğudur. Annesi yoktur, Zeus’un kafatasından silahlarla donanmış olarak çıkmıştır. “Kıvılcım gölü” diye adlandırılır. İliada’da savaşçı bir tanrı olarak anılır. Acımasız ve ateşlidir, bununla birlikte her zaman barışa eğilimlidir, savaşı barış için göze alır. Yurdu ve yuvayı düşmandan korur, toplumsal yaşamın barış içinde sürmesi için çaba gösterir. Tarımın ve zanaatin da koruyucusudur. Madenciliği ve çalışan kadınları korumak da onun işidir. Usun, erdemin, iffetin simgesidir. Barışı belirleyen ve insanlara zenginlik getiren zeytin ağacını o varetmiştir. Çömlekçi çarkını, marangoz gönyesini de o yapmıştır. Atina kentinin koruyucusudur. Devlerin tanrılarla yaptığı savaşta Styks’in kocası olan Pallas adlı devi öldürmüş, onun derisinden kendine bir zırh yapmış, bu yüzden Pallas Athena diye anılmıştır.( Hesiodos’a göre Styks, Okeanos’la Tethys’in kızıdır, cehennemin ağzındaki bir mağarada oturur.) Athena’ya “bakire” anlamında Parthenos da denir. Atina’da Akropolis’teki Parthenon tapınağı onun adına yapılmıştır.
İkincil Tanrılar / Küçük Tanrılar
Aldatılmış aşıkların intikamcısı Anteros ve evlilik törenlerinde hazır bulunan Hymene de ikincil tanrılardandır. Her ikisi de Eros’un arkadaşıdır. Zeus’la Hera’nın gençlik tanrıçası olan kızları Hebe de ikincil bir önem taşımaktadır. Hebe evlilik tanrıçasının kızı olarak “ev kızı” imgesini canlandırmıştır. Olympos’ta tanrılara balözü sunan Hebe, daha geç bir zamanda güçlü ve kahraman Herakles’ in karısı olarak tanıtılmıştır. İkincil tanrılardan İris gökkuşağı tanrıçasıdır, o da Hermes gibi tanrıların haber taşıyıcısıdır. Olympos’ta bir de Kharis’ler vardır, bunlar parlaklığıyla bilinen Aglaia, insanın sevincini belirleyen Euphrosyne, bitkileri çiçeklendiren Thaleia’dır. Kharis’ler Zeus’la Eurynomene’nin kızlarıdır. (Eurynome de Okeanos’la Tethys’in kızıdır.) kharis’ler Apollon’un lir’ine uyarak yaptıkları danslarla tanrıları eğlendirirler. Onlar dans ederken arkadaşları Musa’lar şarkı söylerler. Musa’lar dokuz tanedir. Bunlar Zeus’la Mnemosyne’nin kızlarıdır. (Bellek’i simgeleyen Mnemosyne de Uranos ve Gaia’nın kızıdır.) Sanat perileri ya da esin perileri Musa’lar başlangıçta ayrılmaz biçimde ortak bir kişiliğe sahiptiler. Sonraları işlevleri ayrılmıştır. Kleio tarih, Euterpe lirik şiir ve müzik, Thaleia komedi, Melpomene trajedi, Terpsikhore dans, Erato aşk şarkısı, Polymnia lirik şiir, Urania gökbilim, Kalliope güzel konuşma perisi olmuştur. İkincil önem taşıyan tanrısal kişiliklerden biri de evrenin düzenini simgeleyen Themis’tir. Hukuk ve adalet tanrıçası Themis, Uranos’la Gaia’dan olmadır, öğütleriyle Zeus’a yardımcı olmak gibi güç ama önemli bir görevi yüklenmiştir. İşlevine uygun olarak ağırbaşlı bir kız diye tanıtlanmıştır. Zeus’un öğütçülerinden biri de Zeus’la Themis’in insani adaleti simgeleyen kazıları Dike’dir. Bunlardan başka ikincil tanrılar arasında yer alan Nemesis intikam tanrıçasıdır, haklı öfkeyi simgeler ve yunan dünyasında en geçerli kurallardan biri olan ölçülü olmak ve ölçülü davranmak kuralını geçerli kılmakla yükümlü gibidir. Ölçüsüz kişiler Nemesis’in gazabına uğrarlar. Aidos, dinsel saygıyı simgeler.
Hera - (Junon) Zeus‘un karısı ve kız kardeşi, Kronos ve Rheia‘nın kızları. O aile ve evliliğin Tanrıçası kabul edilmiştir. Mitolojide Hera çok kıskanç ve zalim bir kadın olarak tanımlanır. Hera, Zeus’un ikincil ilahelere ve ölümlü kadınlara ilgi duymasını bir türlü içine sindiremez ve onları sürekli tehdit altında tutar. Paris evrende Hera‘dan daha güzel bir kadın bulunduğunu söylediği için ona hakaret etmiş ve Hera Troya‘nın düşmanı olmuştur. Zeus ve Hera’nın İlithya ve Hebe adında kızları, sanayi Tanrısı Hephaistos ve savaş Tanrısı Ares oğulları olmuştur. Hera savaş Tanrıçası olmamasına rağmen bazen savaşçı kişiliğini ortaya koyar. Kutsal hayvanları, inek ile tavus kuşunu sever (korur), şehri de Argos‘dur.
Eros: Ölümsüz Tanrıların En Güzeli
Olympos’ta daha başka tanrılar da vardır, bunlar ikincil tanrılardır. En önemlileri Eros’tur. Hesiodos onu “ölümsüz tanrıların en güzeli” diye tanımlar. Yoksul, becerikli, kaygılı Eros insanlarla tanrılar arasında aracıdır. Kişiliği çevresinde daha çok edebiyat düzeyinde gittikçe artan bir ilgi oluşmuş, bu ilgi onu gittikçe daha ilgi çekici özelliklerle bezemiştir. Platon Symposion (ſölen) diyaloğunda onu tanrı katıyla insan katı arasında düşünülür dünyayla duyulur dünya arasında aracı diye belirleyerek, bilgi kuramına, ona bağlı olarak da estetik anlayışına önemli bir öge olarak katmıştır. Symposion şair Agathon’un verdiği bir şölende yapılan tartışmaları içerir. Sözü en son Sokrates alır ve Mantinean rahibesi Diotime’nin vaktiyle kendisine söylemiş olduğu sözleri anımsar. Sokrates “Aşk bir tanrıdır” dermiş, buna karşılık Diotime Aşk’ın bir daimon olduğunu söylermiş. Daimon ölümlüyle ölümsüz arasında aracıdır ve Diotime’ye göre birçok daimon vardır, aşk da bir daimon’dur. Sokrates bu daimon’un hangi anababadan geldiğini sorar. Diotime buna şöyle karşılık verir: Aphrodite’nin doğduğu gün tanrılar bir şölen vermişler. Çağrılılar arasında Poros (Çare) da varmış. Yemekten sonra dilenci giysileri içinde Penia (Yoksulluk) çıkagelmiş. Nektardan sarhoş olan Poros, Zeus’un bahçesine geçip orada sızıvermiş. Penia, Poros’tan bir çocuğu olsun istemiş, onun yanına uzanmış, böylece Aşk’a gebe kalmış. Aşk, demek ki, Çare ile Yoksulluk’un çocuğudur. Aşk yoksuldur, kabadır, pistir, çıplak ayakla dolaşır, şurada burada yatar, yeri yurdu yoktur, bu yanıyla anasının çocuğudur. Güzelin ve iyinin peşindedir, yiğittir, serüvencidir, attığını vurur, durmadan oyun düşünür, bu yönüyle de babasının çocuğudur. Eros zamanla insanları oklarıyla yüreğinden vuran kanatlı ya da kanatsız bir çocuk olarak tanıtlanmıştır. Çağımızda ruh ayrıştırması açısından cinsel eğilimlerin ve cinsel eğilimlere bağlı isteklerin tümünü karşılar. Cinsellik edebiyatında hatta ruhbilimde Eros insani aşkın yalnızca bir yüzünü açıklar. Pierre Burney Aşk adlı incelemesinde şöyle der: “İnsani aşkın iki kutbunu, genellikle birine Eros öbürüne Agape adını vererek birbiriyle karşılaştırırlar. Eros arzu aşkıdır, bağlayıcı ve bencildir. Oysa Agape iyiliğin adayıcı düzeyine kadar yükselebilen iyilikçi biçimler ortaya koyar. (…) Eros kaypaktır, çünkü terinden derine bencildir, ama aynı zamanda bizi kendimizden çıkmaya ve kendimizi aşmaya çağırır: ‘Amor trahit amantem extra se…’ (Aşk aşığı kendinden geçirir).”
DIONYSOS (Bakkhos) Dionysos, Olympos’a giren tanrıların en sonuncusudur. Dionysos, Yunan mitolojisine dışarıdan gelen bir tanrıdır. Yunanistan’da başlangıçta bu tanrıya karşı büyük bir tepki olduğu bu konudaki efsanelerden açıkca anlaşılmaktadır. Ancak daha sonra kabul görerek en önemli tanrılardan biri olmuştur. Roma’da eski İtalik tanrı Liber Pater’le özdeşleştirilmiş olan, aslında klasik dönemin bağ, şarap ve mistik vecd tanrısıdır. Homeros onu tanrı olarak kabul etmemiştir. Buna karşın Hesiodos’ta bir tanrı olarak karşımıza çıkar.Dionysos’la ilgili asıl bilgiler, MÖ 5.yy’da yaşayan ünlü yazar Euripides’in “Bakkha’lar” adlı tragedyasından edinilmektedir. Dionysos, Yunan tanrıları içinde en fazla sayıda ada sahip olanıdır. Bakkhos, Bromios, Euhios, Dithyrambos, İakkhos ve İobakkhos gibi çeşitli isimlerle çağrılır. Dionysos’un bütün isimleri anlamlıdır. Ancak bir bölümünün etimolojileri konusunda ortak bir sonuca ulaşılamamıştır, bir kısmı ise birden fazla anlama sahiptir. Mitolojiye göre Dionysos, Semele (Kadmos ile Harmonia’nın kızı) ile Zeus’un oğludur. Semele, Zeus’un aşık olduğu kadınların en talihsizidir. Tanrı Zeus, Semele’ye öylesine tutulur ki onun her isteğini yerine getireceğine kutsal ırmak Styks üstüne yemin eder. Bu ilişkiyi haber alan Hera, Semele’nin dadısı kılığına girerek onu, Zeus’u gök tanrısı sıfatıyla görmesi konusunda ikna eder. Ettiği yemin üzerine Zeus, yıldırım ve şimşekleriyle görünür ve Semele yakıcı ışık ve ısıya dayanamayarak ölür. Semele’nin karnındaki yedi aylık bebeği alan Zeus onu baldırında büyütmüş, zamanını tamamlayıp doğunca Hermes’e vermiştir.Hermes küçük Dionysos’u büyütmeleri için Orkhomenos Kralı Anthamas ile Semele’nin kız kardeşi olan ikinci karısı Ino’ya vermiştir. Hermes bebek Dionysos’un, Hera’nın hışmına uğramaması için kız giysileri giydirilmesini söylemiştir. Ne var ki Hera bu oyuna gelmemiş ve Ino ve Anthamas’ı delirtmiştir. Daha sonra Hermes, Dionysos’u Nysa vadisindeki nymphelere bakmaları için götürmüştür. Hera’nın zarar vermesini engellemek için Zeus, Dionysos’u bir oğlağa dönüştürmüştür. Bu olay Dionysos’un ritüel sıfatı olan “oğlak” sıfatını açıklamakta ve Nysa adıyla da, Dionysos adının yaklaşık bir etimolojisini vermektedir. Dionysos’un doğuş efsanesinin geçtiği yer bazı hikayelerde Thebai’dır[1]. Dionysos ismi bu sebepen dolayı iki kere doğan anlamına gelmektedir. Ancak Euripides’in efsanesinde Dionysos’un asıl kaynağı ayrıntılı olarak işlenmiştir. Dionysos bir Lidya-Frigya tanrısıdır. Bakkhalar korosunun ilk sözü olan “Ben Lidya’nın altın ovalarından geliyorum, vatanım Lidya’dır” deyimi tanrının kendini tanıtmasına da uygundur Dionysos, kılığı, kıyafeti ve karekteri ile de bölgenin özelliklerini taşır. Bu nedenle Pentheus[2], kadınca gördüğü Dionysos’un tutumunu yadırgayarak şöyle der; “Yabancı bir sihirbazdan bahsediyorlar, Lidya’dan gelmiş. Kokulu saçları, sarı perçemleri, mor yanakları varmış, siyah gözlerinde Aprodite’nin sihri parlıyormuş”. Yine aynı tragedyada davul, dümbelek, tef ve flütün Manisa-Sardes yöresindeki Dionysos törenleri sırasında kullanılan Anadolu kaynaklı sazlar olduğu anlaşılmaktadır. Dionysos dininin özünde bulunan vecd, kendinden geçme, coşku, taşkınlık Kybele törenlerinde de karışımıza çıkmaktadır. Bu Dionysos’un Anadolu kaynaklı bir tanrı olduğunun en önemli kanıtıdır. Yunan mitolojisinde Dionysos, nympheler tarafından büyütüldükten sonra Hindistan ve Arabistan yarımadası olmak üzere pek çok uzak ülkeye gitmişve buralarda bulduğu asma dalını gittiği heryere taşıyarak insanlara şarap yapmasını, kendisine tapınılmasını öğretmiştir. Halikarnas Balıkçısına göre Dionysos’un asma için bu kadar uzaklara gitmesine gerek yoktur. Yabani üzüm asmaları, yalnızca Güney Anadolu ve Kuzey Suriye’de yetişmektedir. Asma buradan Anadolu göçmenleri tarafından Yunanistan, İtalya, Güney Fransa ve İspanya’ya taşınmıştır. Balıkçı’ya göre Bakkhos (Dionysos) yalnızca şarap tanrısı değildir.İvriz’deki Hitit kabartmasında Bakkhos bir elinde üzüm salkımı, diğer elinde arpa yada buğday başağı tutmaktadır. Çünkü insanoğlu şaraptan önce bira yapımının sırrını bulmuştur[3]. Bakkhalar; Tanrı Dionysos-Bakkhos’un dinsel törenlerini kutlayan kadınlar alayı. Çıplak bedenlerini nebris denilen benekli ceylan postlarıyla örter, başlarını sarmaşık çelenkleriyle süslerlerdi. Ellerinde, ucunda bir çam kozalağı bulunan (thyrsos) sarmaşık ve asma yaprakları sarılı değnekler ve Promethus’un Olympos’dan ateşi çalarken kullandığı dalları taşırlar. Geceleri ormanların karanlık köşelerinde, dağlarda koşarak kendilerinden geçerler, bu sırada doğayla birleşip üstün bir güç haline gelerek önlerine çıkan vahşi hayvanları parçalarlar. Bu kadınlara vecd (olgun ermişlik) anlarında Thyas, çılgınca kendilerinden geçtikleri anlarda Mainas denir. Tapınakları yoktur, yumuşak serin çimenlerde yatar, açık havada gökyüzüne doğru tapınırlardı. Sonra Dionysos’un verdiği otları, böğürtlenleri yer, yaban keçisinin sütünü içer, kanlı avlara çıkarlardı. Bakkhaların bu çılgınca tavırları Kybele törenlerinde kendini hadım eden Pessinus rehiplerinin tutumunu çağrıştırır. Yunan mitolojisinde Dionysos efsanesi şöyle devam eder; uzak ülkelerden dönen Dionysos sonunda kendi kültünü yerleştirmek için Thebai’a gelir.Yanında ellerinde sarmaşıklarla, şarkı söyleyen kadınlar vardır. Pentheus gelenleri görür ama yanlarındakinin Dionysos olduğunu bilmez. şehrin orta yerinde bağırıp, çağırıp şarkı söyleyen bu kalabalığı sevmez, nöbetçileri çağırarak hepsini yakalatmak ister. Ama askerlerden biri onun Semele’nin oğlu Dionysos olduğunu ve Demeter’le birlikte yeryüzünde insanları koruduğunu söyler. Ancak Pentheus onu dinlemez ve Dionysos’u yakalatarak şehre getirir. Ancak Bakkhalar dağlara kaçmışlardır. Dionysos, Pentheus’a kendisini yakalayıp zindana kapatamayacağını; zira bir tanrı olduğunu söylemesine rağmen Pentheus onu iki kez bir hücreye atmaya çalışmıştır. İkisinde de Dionysos oradan çıktı. Pentheus’a çok kızarak Bakkhalar’ın peşine düşmüştür. Onları bulduğu zaman, kendi annesi ve kız kardeşileri olmak üzere pek çok Thebai kadınının Bakkhalar’ın yanında olduğunu görür. İşte o zaman Dionysos kutsal gücünü kullanarak bütün kadınları çıldırttır. Çıldıran kadınlar Pentheus’u yabani bir dağ aslanı zannederek üzerine atlayıp parçaladılar.Onu öldürenler arasında kendi annesi de vardır. Thebai kralı Pentheus, Dionysos’un tanrı olduğunu ancak ölürken anlamıştır. Dionysos bir süre sonra kadınların akıllarını başlarına getirmiştir. Pentheus’un annesi ve Thebai’lı kadınlar yaptıklarını anlayıp çok üzülmüşlerdir.ſarap tanrısı Dionysos, iyi yürekli ve yumuşak başlıydı fakat bazen çok kötü de olabiliyordu.Dionysos tapınımı, birbirine karşı bu iki davranışın ortasında gelişmiştir. Kendisine tapanlara sevinç ve özgürlük verebildiği gibi yabanıl yıkımı da getirebiliyordu. Çünkü şarap iyi olduğu kadar kötüdür de. İnsanların içini ısıtır, onları neşelendirir ama çok içilirse sarhoş eder.Yunanlılar şarabın bu iki özelliğini bildikleri için Dionysos’a yalnız iyilikler değil, kötülükler de yaptırmışlardır. Ama yine de şarabı her zaman sevmişlerdir. Dionysos’un bütün hastalıkları iyileştiren bir kadehi (kantharos) vardı. O kadehten içki içen korkuyu unutur, cesaretlenirdi. İnsanlar bundan dolayı şarap tanrısını diğer tanrılardan daha çok sevmişlerdir. Ama ona tapanlar arasında hiç şarap içmeyenler de vardı. Çünkü Dionysos yalnız içki yoluyla değil esin yoluyla da özgürleşmeyi kabul ederdi. Dionysos törenleri, insanlara yalnız mutluluk içinde yaşamayı değil iyi bir umutla ölmeyi de öğretmiştir. Yunanistan’da hiçbir bayram ve törenle karşılaştırılmayacak olan bu şölenler asmalar yeşermeye yüztutunca başlar ve beş gün sürerdi. Bir barış ve kardeşlik havası eser, tutsaklar salıverilirdi. Halk açık havada, bir tiyatroda toplanır, oynanan oyunları izlerdi. şairler, oyuncular ve şarkıcılara tanrının uşağı gözünde bakılırdı. Dionysos’un rahibi de tanrı adına bu şenliklere katılırdı.
Dionysos tiyatrosunda komediler de oynanırdı ama trajediler daha fazlaydı. Mitolojideki her olay gibi bu da bir nedene dayanmaktadır. Dionysos da Demeter gibi aslında acı çeken bir ölümsüzdü, ancak acısı doğrudan kendinden kaynaklanmaktaydı. Asma, meyva veren diğer ağaçlardan çok farklıdır; hepsinden daha çok budanır, kışın yapraksız, çıplak ve eğri büğrüdür. Kışın gelişiyle Dionysos Persephone gibi ölürdü. Ama onunki çok daha korkunç bir ölümdü.Bazı öykülere göre Hera’nın, bazı öykülere göre de Titanların buyruğuyla paramparça edilirdi. Aylar geçer yeniden canlanır ve yeniden ölürdü. Tiyatrosunda onun yeniden hayata dönüşünü kutlarken öleceğini de unutmazlar, o yüzden tragedyalar oynarlardı. Dionysos trajik yanları olan bir tanrıdır. Dionysos bu yanıyla bir taraftan da ölümün son olmadığını gösterirdi. Ona inananlar ölümün ötesinde bir hayatın olduğunu bilirlerdi. şarap tanrısı dirilen bir ölü değil, ölen bir diriydi. Dionysos her bakımdan doğaya yöneliktir. Ancak simgelediği asıl güç doğanın kendisi değil, insanla doğa arasındaki bir ilişki, insanı doğanın sırlarına erdiren büyülü bir güçtür. Doğa sırlarına ve gücüne ermek, yani tanrılaşmak insanoğlunun ulaşmayı istediği bir aşamadır. Dionysos bu aşamaya ulaşmanın yolunu herkese açar. Bu yol, şarap ve sarhoşluktur. İnsan yaratacılığının kökeninde bulunan gücü, şarabı elde ettikten sonra kazanmıştır. Dionysos bu nitelikleriyle Yunan yazınının en önemli kolu olan tragedyayı doğurmuştur. Özellikle V.yy. sonlarında Yunanistan’da son derece yaygınlaşmıştır. Hıristiyanlığın bu bölgelerde hızla yayılmasında bu dinin önemli katkısı olmuştur. Dionysos’un mistik akımlar ve tarikatler üzerindeki etkisi Anadolu’da da açık bir şekilde hissedilir. Bektaşiliğin ve günümüze dek önemini yitirmeyen başka tarikatlerin kaynağında Dionysos dininin bulunduğu artık herkesce kabul görmektedir. Dionysos tasvirlerinde çoğu kez genç bir adam olarak gösterilir. Kabarık, dalgalı saçları arasında üzüm ve asma yapraklarından oluşan bir çelenk, elinde kantharos vardır. Diğer elinde ise ucu çam kozalağı ile sonuçlanan, üzerine sarmaşıklar sarılı thyrsos tutmaktadır.
——————————————————————————–
[1] Azra Erhat’a göre Hellenler’in baştanrısı Zeus olduğu için, dışarıdan gelen Dionysos’u onun buyruğu ve soyuna sokmak için Semele efsanesi uydurulmuştur.
[2] Pentheus, Dionysos’un teyze oğlu. Ancak Bakkhos dininin Yunanistan’a ve özellikle Thebai’a girmesine yobazca direnmiştir. Daha sonra kendi annesi tarafından öldürülmüştür.
[3]Bira MÖ.6000′de Mezopotamya’da, Mısır’da, MÖ.4000′de Girit’te sevilerek içilmiştir.
|